BÜMK Çok Güzel

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü; SK, BÜSAS ve GSK’nin yanı sıra Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü’nün (BÜMK) de Hamlin Hall’daki odasını Hisar Kampüsü’ne taşımak istedi. Kulüp üyeleri gecelerce nöbet tuttular, “#odamadokunma” başlıklı bir bildiriyle taleplerini sıraladılar. Ancak bir gece operasyonuyla kulüp odaları boşaltıldı, BÜMK’e ait odanın kilidi değiştirildi ve odalara erişim tamamen engellendi.

Tüm bunlar olurken BÜMK üyesi Mervegül Altundağ, her gün kulüp odasının önünde keman çaldı ve o görüntüleri “@bumkcokguzel” adlı Instagram hesabından paylaştı. Tek başına çıktığı bu yolda zamanla daha da kalabalıklaştı, kulübün bünyesindeki gruplar ve diğer müzisyenler de ona eşlik ettiler. Yirmi birinci gün dolarken onunla bir araya gelip
yaşananları konuştuk.

Müzik Kulübü’nün onun için ne anlam ifade ettiğinden başlıyoruz.
“On yılı aşkın süredir keman çalıyorum. Müzik hayatımın ayrılmaz bir parçası. BÜMK aracılığıyla bunu kolektif şekilde yapabileceğimiz alanları bulabilmemiz, provalarımızı gerçekleştirmemiz, stüdyomuzda kayıt almamız, toplantılarda bir araya gelmemiz, parçalar seçmemiz ve bu yolla birbirimizle tanışmamız muazzam bir fırsattı. Kendini ifade etmenin bir yoluydu. Okuldaki diğer müzisyenler gibi benim için de, özellikle Klasik Oluşum’un başkan yardımcısı ve BÜMK’ün yönetim kurulu üyesi olarak, önemi çok büyüktü. Bu kulüp hepimiz için çok büyük bir alan açtı. Örneğin bir önceki dönem Klasik Oluşum olarak sekiz farklı etkinlik yaptık. Önemli müzisyenleri ağırladık. Onlarla öğrenciler arasında köprü kurduk. ‘101 Serisi’ adı altında klasik müziğe ilgi duyan insanlar için dersler açtık. Tüm bunları kulüp olarak başardık.”

@bumkcokguzel fikrinin çıkış noktasını soruyorum, şu şekilde anlatıyor:
“Bir eylemin sürdürülebilir olması için yaratıcı ve fikir temelli olması gerekiyor. Amacımızı çok net bir biçimde karşı tarafa aktarabilmeliyiz. Hayatımızdan birtakım parçaları sürecin içine dahil etmeliyiz. Örneğin zaten ben gün boyunca keman çalıyordum ve odamız dolu olduğunda zaman zaman kapının önünde çalıyordum. Kapının önü hâlâ bizimdi. Zoraki bir mekân değişikliği, bu alandaki elli yıllık varlığımızı silemezdi. Kampüsün kapatıldığı günün ardından odanın önüne geldim. Kilidin değiştirildiğinden haberim olmasına rağmen her gün açtığım kapının kulpuna istemsizce elim yine uzandı. Açamadım. ‘Çalmaya devam etmeliyim.’ diye düşündüm. ‘Her gün gelirim. Buradaki izlerimizi kolayca silemeyeceklerini sembolik bir biçimde dile getiririm.’ dedim.”
“Biz yönetim kurulundayız ve odaların taşınmasından etkilenecek 700 insanın sorumluluğunu doğrudan taşıyoruz. Kulüp üyelerimizle, GSK ve duyarlılık gösteren diğer tüm kulüplerin üyeleriyle toplantılar aldık. Farklı çözüm yolları ararken şu fikir doğdu: ’Bir hesap oluşturayım, hem daha fazla üretime teşvik eder bizi. Bireyin gözünden hikâyeyi dinlemek o hikayeyle empati kurmayı hızlandırıyor. Buna çok inanıyorum. Her paylaşımın altına kulüple kendi aramdaki bağa dair bir şeyler de yazıyorum. Yanımdaki arkadaşlarımı tanıtıyorum. Hesabın adı anonim. Çünkü yolu BÜMK’ten geçen herkes bu sürecin paydaşı. Gece yarısında kurdum hesabı. Ev arkadaşıma, ‘Yarın saat 10’da ilk parça olan Dut Ağacı’nı çalacağım ve çekip paylaşacağım.’ dedim. . Bu hesap sayesinde, odamızın olmamasının müzik üretirken yaratacağı o boşluğu biraz olsun doldurabilecektim. Her şey böyle başladı. Şimdiyse önümüzdeki iki haftanın planı belli bile.”

Bunu duyunca şaşırıyorum ve parçaları neye göre belirlediklerini, planı nasıl oluşturduklarını soruyorum.
“Eğer konuğum varsa parçayı ona danışarak seçiyorum. Örneğin konuğun halihazırda bir bestesi varsa onu çalıyoruz. Çünkü bu aynı zamanda bir BÜMK arşivi. Geçtiğimiz sene kulüpte aktif olan ERASMUS öğrencisi bir arkadaşım, ‘BÜMK’ü özlediğimde açıp bu hesaba bakacağım.’ dedi mesela. Tek başımaysam da genelde kendi sevdiğim tarz olan etnik tarzda parçalar seçiyorum. Daha önce konserlerde çaldığım parçalara da yer veriyorum.”

Güvenlik tarafından susturulmak istendikleri güne geliyoruz. O günün videosu sosyal medyada hızla yayıldı. YouTube yayıncılığı yapan gazeteciler yaşananları haberleştirdi. Ne hissettiğini ve öncesinde böyle bir durumla karşılaşmaya hazırlıklı olup olmadığını sordum. Ayrıca o anda sakinliğini korumayı nasıl başarmıştı?
“Aslında ben ilk videoyu çekmek için ertesi sabah geldiğimde iki tane güvenlik görevlisini kapının önünde görmüştüm. O yüzden bu ihtimali hep göz önünde bulunduruyordum. Hazırlıklıydım. Hissettiklerime gelince… Benim için müzik yapmak konuşmak gibi. O anda da sözüm kesiliyor ısrarla. Ben de diyorum ki, ‘Bir cümle kurup gideceğim.’ Yaptığım şeyin suç teşkil etmediği ortada. Sadece parça çalacağız ve gideceğiz. Eğer karşımdaki ikna olmazsa, arkadaşlarımın sorumluluğunu da hissederek sakin kalırım ve başka yöntemler bulunur dedim. Gergin olmamı gerektirecek hiçbir şey yoktu. Bana neden durmam gerektiği bir türlü açıklanamadı, ‘dersliklerden duyulup rahatsız olunduğu’ söylendi ancak akustik enstrümanın sesinin dersliklere ulaşabilme olasılığı da yok denecek kadar az. Amfimiz de o gün yoktu. Zaten kimseyi rahatsız etmiyoruz. Şikâyet beyanı gösteremediler. Ardından Öğrenci İşleri Dekanının yanına gittim. Dekan, ‘Eğer bir şey çalmak istiyorsanız size sınıf tahsis edebiliriz.’ dedi. Ben de ‘Odalarımızı açmak yerine 700 kişi için ayrı ayrı sınıf mı tahsis edeceksiniz?’ dedim. Bugün yirmi birinci gün doldu ve hâlâ değişen bir şey yok. Ayrıca Hamlin Hall’a ne kadar yaklaşabileceğimi sordum, malum kapının önüne yaklaşamıyorum. Cevap alamadım. ‘Siz yasak çiğniyorsunuz.’ dedi. ‘Ben üç yıldır aynı kapının önünde keman çalıyorum. Üç yıl boyunca yazılı bir kanuna aykırı hareket etmediysem ve şimdi ediyorsam, lütfen o yazılı kanunu görebilir miyim?’ dedim. Öyle bir yazı göstermediler, yalnızca belli emirlere uymak zorunda olduğumuzu söylediler. Bu da müzik yapmamaya çıkıyor.”

Müzik yapmamanın dayatıldığı bu noktada; eylemsizlik hâlinin kendisi başlı başına bir eylem hâline gelebiliyor. Bunun farkında olacaklar ki on ikinci günde John Cage’in “4’33” isimli eserini Boğaziçi Orkestrası olarak çalmaya karar verdiler. O kararın perde arkasını şöyle anlatıyor:
“Zaten Klasik içinde bir muhabbetti. Arkadaşımız son konserinde bir hata yapmıştı ve yaklaşık otuz saniye sahnede beklemişti. Bunun üzerine ‘Orada bir 4’33 göndermesi mi yaptın?’ diyerek şakalaşmıştık. Mantığı şuna dayanıyor: Orkestranın enstrümanlarıyla sahneye çıkıp şefin komutu üzerine sessizliğe bürünmesi. Tabii o tam bir sessizlik değil, şefin sayfa çevirişi duyuluyor, dinleyenlerin fısıldaşmaları vesaire. Bizde de yağmur
damlalarının sesi vardı, güvenlik görevlilerinin adım sesleri, rüzgârın yaprağı sürüklerken çıkardığı ses… Tüm bu sesler müziğimizin omurgasını oluşturdu ve yaşam sürdükçe müziğin hiç susmayacağını gösterdi.”

Sona doğru gelirken eylemin işlevselliği üzerine biraz konuşuyoruz. Bu eylem gerçekten çözüm odaklı mı? Ne işe yaradı, önümüzdeki süreçte ne işe yarayabilir? Yaramadığı senaryodaki B ve C planları neler?
“Öncelikli amacım zor zamanlardan geçtiğimizi herkese duyurmak. Müzik Kulübü olarak tehditler alıyoruz. Bu tehditler; Taşoda Festivali’nin bir daha düzenlenmemesinden, Klasik Oluşum konserlerinin gerekçesiz iptaline kadar uzanıyor. Yaşadıklarımızın görünürlüğünü sağlaması açısından çok işlevsel olduğunu düşünüyorum. Müziğin kendi doğasının getirdiği bir avantaj da var, müzik herkesi yakalayabiliyor. Medyadaki görünürlüğümüz arttı, siyasilerden konuşma talep edenler oldu. Boğaziçi mezunlarıyla ve BÜMK mezunlarıyla toplantı alıp neler yapabileceklerimizi konuştuk. Halkta da karşılık bulduk. Sokaktaki vatandaşlar, ‘Çocuklar sizin yanınızdayız.’ diyorlar. Tabii tüm bunların yanında acil karşılanması gereken temel ihtiyaçlarımız var. Provaları sürdürebileceğimiz alanlar lazım, bu dönem planladığımız konserlerin akıbetinin ne olacağı muamma. Hisar’daki belirlenen yerlerin hızlı bir şekilde kullanıma açılması şart. Hisar’daki odalarla ilgili bir parantez açayım: Buralar eskiden hocaların ofisleriymiş. Dolayısıyla hem teknik altyapıları müzik yapmaya elverişli değil hem de oldukça darlar. Bu konuyla ilgili Yapı İşleri ile görüşme sağlanabilmiş değil. GSK’ye bağlı bir piyanonun taşınması bile Öğrenci İşleri Dekanlığının iznine tabi. Bu da beraberinde tehdit ve baskıyı getiriyor.”

Umutla bitiriyoruz…

“Baskıcı ve engelleyici bir yönetime karşı iş yapmak çok zor olsa bile motivasyonumuzu, birliğimizi ve dayanışmamızı güçlü tutup yola devam edeceğiz. Müzik susmayacak.”

Arda Akdemir – Artı Dergi

Yorum bırakın