Öncelikle bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğin için sana kulübümüz adına çok teşekkür ediyorum. Öncelikle kısaca kendinden bahseder misin? Albinizmli bir bireysin. Albinizm nedir ne değildir, biraz bundan da bahseder misin?
Asıl ben size böyle bir proje yürüttüğünüz için çok teşekkür ediyorum. Ben geçen yıl Psikoloji bölümünden mezun oldum ve şu anda da bir şirkette insan kaynakları tarafında çalışıyorum. Albinizm konusuna gelirsek de albinizmli bireyler cilt hassasiyetiyle birlikte doğan ve az görme durumları bulunan kişiler. O yüzden albinizmli bireyler az gören bireylerdir. Genel olarak böyle söyleyebilirim.
Peki, o zaman röportajımıza başlayalım. Üniversitede erişilebilirlik açısından karşılaştığın zorluklar neler? Bunun arasında fiziksel ortam, dijital materyallere erişim veya destek hizmetleri gibi alanlar var mı? Bununla alakalı neler söylersin?
Boğaziçi Üniversitesi gerçekten Türkiye’de erişilebilirliğin iyi çalışıldığı yerlerden bir tanesi. Gerek GETEM desteği gerek hocaların bu konuda bilinçli olması… Fakat erişilebilirlik çok yeni bir konu hem Türkiye’de hem global ölçekte. O yüzden Boğaziçi Üniversitesi’nde de belli aksaklıklar, eksiklikler ve tamamlanması gereken taraflar mevcuttu. Örnek vermem gerekirse, ben 2019’da İngilizce hazırlık okudum ve o dönemde bizim herhangi bir Moodle erişimimiz, dijital materyal erişimimiz bulunmamaktaydı. Bunlardan dolayı, genelde sınıfta öğrendiklerimi ya dinleyerek öğreniyordum ya da yanımdakinin yazdıklarını bir şekilde almaya çalışıyordum. Benim için erişilebilirliğin olmadığı bir zamanda başladı üniversite yolculuğu. Sonrasında pandemi girdi araya ve pandemide, aslında erişilebilirlik amacıyla olmasa da, dijital materyallerin çoğalması benim için çok kolaylaştırıcı bir faktör oldu. Zoom kayıtlarının alınıyor olması, Moodle’a erişim konmuş olması… Çünkü istediğim şekilde büyütebiliyorum Moodle’ı veya farklı aksiyonlar alabiliyorum. Bu benim için çok değerliydi. Fakat yine de zaman zaman sınav materyallerinin doğru hazırlanmıyor olması beni zorluyordu. Mesela küçük punto olabilir ya da rahat okunamıyor olması olabilir. Zaman zaman beni zorlayan durumlardan bir tanesiydi. Ya da biz pandemiden sonra aktif bir şekilde Moodle’ı kullanmaya devam etsek de bazı materyallerin Moodle’a eklenmemesi… Öğretmenlerin “öğrenciler derse gelsin, derste dinlesin” taktiğiydi. Bu da beni zorlayan şeylerden bir tanesiydi. Çünkü lisedeki gibi sıramı tahtaya çekemiyorum ve tahtadaki materyale erişimim olmuyor. Bence Boğaziçi’nde bununla ilgili gerçekten aksiyon alınması gereken çok fazla alan var. Gerek akademik materyallerin erişilebilirliği gerekse fiziksel ortamların erişilebilirliği… Özellikle Güney Kampüs fiziksel erişilebilirliğe hiç uygun bir yer değil. Çoğu merdivende görme engellilerin kullanacağı çizgili basamaklar bulunmuyor veya okulun çoğu yeri aşırı karmaşık; sürekli biriyle çarpışıyorsun, düşüyorsun vesaire… Bu şekilde özetleyebilirim. Soruya da umarım cevap verebilmişimdir.
Evet, çok güzel bir şekilde özetledin. Diğer sorumuza geçelim: Kampüs yaşamını erişilebilir kılan ya da engelleyen unsurlar neler? Yollar, toplu taşıma, kampüsler arası ulaşım, yemekhane, sosyal alanlar vs. bunlarla alakalı tecrübelerin neler?
Ben ilk geldiğimde kampüs erişilebilirliğine dair bir beklentim yoktu. Bir şekilde hayatta kalabileceğimi düşünüyordum. Kilyos’ta kalma şansı olan son dönemdim ben. Şimdi, az gören bireyler için kampüs erişilebilirliği aslında çok daha karmaşık bir konu. Çünkü, işte total görme engelliler veya fiziksel engelliler için yapılması gereken prosedür bellidir: çizgi yolları, tekerlekli sandalyeyle veya koltuk değnekleriyle rahat ulaşım sağlayabilme, platformlara ve asansörlere erişim gibi. Az gören bireylerde biraz daha karışık, çünkü bunun herhangi bir reçetesi, tarifi, hiçbir şeyi yok. Evet, ben kampüste kendi başıma hareket edebiliyordum, yürüyebiliyordum. Ama bir yerdeki renk kontrastının az olması, benim bir anda düşmeme sebep olabiliyordu. Mesela şu an kampüsler kapasitesinin çok üstünde öğrenci barındırıyor. Ve bu noktada mobilite gerçekten çok zor. Sağından insan geliyor, solundan insan geliyor ve kimseye çarpmadan yürümeye çalışıyoruz. Bu noktada gerçekten çok fazla mikro agresyona maruz kaldım. Çünkü insanlar çarpınca kızıyorlar, haklı olarak. Tüm bunların yanında Güney Kampüs’ün gerçekten erişilebilirlik bakımından geliştirilmesi gerekiyor. Taş oluyor, toprak oluyor, başka şeyler oluyor. Kampüsler arası yolculuk da ise durum şöyle: zaten kampüsün ilk mobilitesi herhangi bir engel grubuna uygun şekilde tasarlanmamış. Yani özellikle görme engelli olmamıza gerek yok. Herhangi bir öğrenciyken 10 dakikada bizim Kuzey’den Hisar’a gitmemiz mümkün değil. Ki görme engelli olunca ve yollar “abled without a disability” olan insanların merkez alınarak tasarlandığı için yollar gerçekten beni erişim açısından çok çok zorlaştırıyor. Özetle binalardaki o ışık kontrastının doğru sağlanması, tabelaların daha belirgin, daha okunabilir, karşıdan her bireyin okuyabileceği şekilde tasarlanması gibi şeyler söyleyebilirim. Yemekhanede de çoğu zaman yemek veren ablalara, abilere soruyordum: “Ne yemek var?” çünkü herhangi bir şekilde bir şey göremiyordum. Son sene bir QR kod erişimi geldi ama artık zaten iş işten geçmişti ve alışmıştım. Yemekhanede yemek alırken vs. o kalabalık da çok zordu. Aklıma bunlar geliyor. Umarım yardımcı olabiliyorumdur.
Sıradaki sorumuz daha çok sosyal etkinlikler ve kulüplerle alakalı. Boğaziçi Üniversitesi deyince insanların aklına kulüpler ve sosyal etkinlikler geliyor. Bu gibi alanlarda engelli bireyler için sağlanan imkanlar hakkında ne düşünüyorsun? İyileştirilmesi gerektiğini düşündüğün noktalar var mı?
Çok güzel bir noktaya değindiniz ki bence bu noktaya değinmeniz de çok değerli. Öğrenci kulüpleri tamamen öğrenci inisiyatifine dayalı kulüpler olduğu için bu noktada çok da fazla sorumlulukları oluyor. Çok fazla ekstra sorumluluk almak istemiyorlar. Bu noktada gerek engelli bireylerin ya da engellenen bireylerin kulüp ortamlarında farklı göründükleri, farklı davrandıkları, insanlara kendini garip hissettirdikleri için yeterince kapsayıcı bir sosyal ortam oluşturamıyorlar. Bu durum, onların network ağlarını, sosyal etkinliklere katılım motivasyonunu etkiliyor. Diğer bir yandan etkinliklerin, eğitimlerin yeterince erişilebilir olmuyor olması, görsel içerik materyallerin çok fazla kullanılıyor olması veya yapılan etkinliklerin tamamen engeli olmayan bireylere odaklı bir şekilde hazırlanıyor olması önemli bir sorun. Örneğin işaret dili kullanılabilir veya etkinliğin yapıldığı yerin fiziksel ve mobilite açısından erişilebilir olduğundan emin olunabilir. Mesela GETEM diye bir grup var okulda ve kulüpler, engelli katılımını artırmak için bu grubu çok rahat bir şekilde kullanabilirler. “Şöyle bir etkinliğimiz var, şöyle bir şey düzenliyoruz, bu noktada kapsayıcılık bizim için çok önemli” diyerek bir yerden başladıklarında aslında farklı bir noktaya gidebileceklerini düşünüyorum. Buradaki verdiğim örneklerden yola çıkarak aslında bir sosyal erişilebilirlik problemi, bir yandan fiziksel erişilebilirlik problemi ve yapılan etkinliklerin bu kişilerin kendilerini kapsanmış hissetmiyor olmaları… Kesinlikle okullardaki katılımı oldukça düşüren, hatta yok eden bir süreç aslında. Temelde kampüste her bireyin kapsanma, kendini ‘included’ hissetme hakkı var. Bu, hâlihazırda korunan bir hak. Ama tabii ki kampüs kültürü ve bu kültürü yönlendiren kişilerin bunu ne kadar önemsediği gerçekten çok önemli. İsterseniz bir örnek de vereyim ama kulüp ismi yazmayın ya da ben kulüp ismi söylemeyeceğim. Ben dans ediyordum ki bayağı da ettim okulda. Çok da güzel gidiyordu, çok keyif aldığım bir hobimdi benim. Güzel gösterilere çıktım. Sonrasında, hocalardan biri bu sebepten dolayı devam etmek istemedi. Çünkü bazen ekstra uğraşması gerekiyordu. Şu bile problemdi: “Hocam, ben biraz yakınıza gelerek sizi izleyebilir miyim?” demek bile bir problemdi. Yani ben burada hakkımı aramaya kalksam çok uzun bir süreç gerektiriyordu. Sonuç alıp alamayacağımın hiçbir garantisi yoktu. O yüzden çok da uğraşmadım diyebilirim. Ben yine de dans etmeyi bırakmadım, niye bırakayım? Kulüplerin bu konudaki bakış açıları daha çok prestiji maksimize etmeye çalışıyor. İşte alın size bir kulüp erişilebilirliği örneği… Ki çoğu öğrenci benim yakaladığım bu şansı bile elde edemiyor. Genelde baştan engelleniyor veya include edilmiyorlar çoğu çalışmaya. Bu noktada da engelli bireyler biraz “ayak bağı” gibi görülüyor diye özetleyebilirim maalesef ki.
Bizim üniversitemizin kütüphanesi kaynak bakımında Türkiye’deki sayılı kütüphanelerden bir tanesi her ne kadar şu an çok fazla faydalanmıyor olsak da. Peki kütüphane imkanları senin için erişilebilir miydi? Üniversitenin bu konudaki destekleri senin için yeterli miydi?
Açıkçası kütüphane benim çok zorlandığım bir konu oldu. Kütüphanemizden primary sourcelara, çoğu kütüphane kaynağına aslında PDF olarak erişim sağlayabiliyoruz ama kütüphane sitesini kullanmak çok zor. Sistem bir şekilde hata veriyor. En azından benim dönemimde öyleydi. İşte yok onun şifresine gir, yok bunun şifresine gir. Ben sürekli şifremi unutuyordum. Kitap alıp vermeyi bile sistemden yapmak gerekiyordu ve bu beni çok fazla zorluyordu. Genelde yapmamayı tercih ediyordum. Ayrıca kütüphanedeki herhangi bir kitabın yerini bulmak da çok zor. Çünkü her ne kadar işte belli bir sırası olsa bile, raflar çok üstte, yazılar çok küçük ve bu noktada herhangi bir sesli sistem bulunmuyor. Ben o an, o kitabı aradığımda hangi rafın hangi sırasında olduğunu bildiğim bir sistem olsa çok rahat bir şekilde kendi başıma gidip kitabımı alıp okuyabilirim. Fakat böyle bir imkânımız açıkçası çok da fazla yoktu. Zaten kitapların puntolarından çok da fazla bahsetmiyorum. İşte o an orada kullanabileceğin bir büyüteç vs… Biraz da kendi imkanlarımızla fotoğraf çekerek, büyüteç kullanarak ya da PDF’i varsa PDF’ine erişerek… Aslında öğrenci olarak kendimiz çözümler sağlıyorduk. Ve şey de oluyor: Çok saçma sorulara maruz kalıyorsun: “Yardım edecek bir arkadaşın yok mu?” ama ben kütüphaneye kendi başıma gelebilirim. Hani illa bir arkadaşımı, “Hadi gel bana kitap alalım.” diye oraya getirmek zorunda olmamalıyım. Çünkü ben oraya gideceğim ve bireysel olarak kitap okuyacağım. Niye? Niye biriyle gideyim ki? Yani kitabımı alıp kendim okuyabilmeliyim, mantıklı olarak. O noktada gerçekten inisiyatif sistemine dayanıyor olması çok problematik. Aslında birçok uğraştırıcı süreç bulunuyor. Yani bence arayüz olarak görsel erişilebilirliğe çok uygun bir sistem değil kütüphanenin kayıt sistemi. Bunu da söyleyebilirim. Ek olarak, bir de kütüphane bu hale gelmeden önce, bu en alt katta, şu anki kullandığınız yerde bir Braille salonu bulunuyordu. Ve belli kabartma harfler ve Braille alfabesi ve engeli olan öğrenciler için bir çalışma alanı bulunuyordu. Peki bunun faydası neydi? Aslında GETEM’in atamış olduğu asistanlarla birlikte, öğrenciler gelip orada rahat bir şekilde çalışabiliyorlardı. Kampüste böyle bir çalışma alanları bulunuyordu. Veya sesli bir çalışma yapmaları gerektiğinde veya kütüphane mobilitesi bazı fiziksel engellere uygun değil… Ve bu tür durumlarda engelli öğrencilerin çok güzel bir opsiyonu vardı aslında. Ve bu, kütüphanelerdeki küçülmeden dolayı, o Braille salonu bir anda yok oldu. Yapılacak sesli çalışmalar için asistanlarla beraber çalışabiliyor olmak için çeşit çeşit yöntemler bulmamız gerekti. İşte, okuldaki sesli köşelerden birini kapmak… Ve şey de aynı zamanda study de kapandı. Çok basit bir şey gibi görünüyor veya herhangi biri için çok önemli bir şey gibi görünmüyor aslında ama o Braille odasının önemini bize sorun. Gerçekten benim sık kullandığım bir yerdi; o da gitti. Sanırım kütüphanenin erişilebilirliği hakkında bunları söyleyebilirim. En sıkıntılı yerlerden bir tanesi. Onun dışında, şu anda zaten bildiğim kadarıyla kütüphanenin sadece alt katı kullanılabiliyor. Oraya tekerlekli sandalyeli birinin erişim yapması çok zor.
Şu an çok zor değil, direkt mümkün değil. Çünkü sadece o aşağı inen merdiven açık. Aslında New Hall’ün oradan inince bir kapı var ama orası açık değil. Tekerlekli sandalyeli birisi kütüphaneye nasıl erişebilir, ben bilmiyorum.
Üniversitedeki akademik ve sosyal çevrede engellilik konusunda farkındalık veya destek mekanizmaları açısından gözlemlerin neler? Bu alanda geliştirilmesi gerektiğini düşündüğün noktalar?
Çok güzel bir soru. Üniversiteler bence Türkiye’de gerçekten diğer öğretim kurumlarına göre çok daha erişilebilir alanlar. Ama her alanda olduğu gibi bu alanda da farkındalık oldukça düşük ve destek mekanizmaları bulmak gerçekten çok zor. Çok destekleyici hocalarla da çalıştım bu arada. Yani o noktada şanslıydım, benim arkadaşlarım da çok destekleyiciydi bu noktada. Ama benim dönemimde GETEM biraz daha kendi işinizi kendiniz halledin ve öğrenin zihniyetiyle çalışan bir kurumdu. Ve bu noktada hiçbir şey bilmeyen bir öğrencinin kendi kendine o kadar büyük bir kampüste, o kadar kalabalığın içinde aslında yönünü bulması gerçekten çok zor. Herhangi bir psikososyal veya işte fiziksel erişilebilirlikte destek mekanizmaları çok fazla bulunmamakta. Bunun yanında bazen hocalara anlatması çok zor oluyor. Bahane bulduğunu düşünebiliyor veya hiç karşılaşmadığı için size nasıl yaklaşabileceğini bilmiyor ve bu noktada ona anlatmak gerekiyor. Hani ben torpil istemiyorum, benim bunlara ihtiyacım var ve sizden herhangi bir ayrıcalık beklentim yok şeklinde. Kendi açıklamanızı, kendiniz yapmanızı bekleniyor. İşte o sosyal gruplarla kaynaşırken çok dikkatli olmak gerekiyor. İşte bir önyargıyla çarpışmamak veya doğru grubun içine girebilmek gerçekten görme engelliler için bir mesele. O işte mikro agresyona maruz kalmak, ondan kendini korumak… Benim en büyük sıkıntım şeydi mesela. Ben uzağı görmüyorum ve o kişi bana uzaktan el sallıyorsa veya sesli bir şekilde selam veriyorsa ben onu algılamıyorum. ve o noktada genelde şey oluyordu: “Gülce bize selam vermiyor, Gülce bizle konuşmak istemiyor.” veya işte “Gülce bir gördüğünü bir daha takmıyor” gibi hakkımda böyle söylentiler oluyordu ve o noktada gerçekten insanlarla yakınlaşmak konusunda gerçekten az çekmedim. Onun dışında kesinlikle şanslıydım diyebilirim. Ama kesinlikle zaten şu an gerek BÜREM gerekse işte sosyal öğrenci kulüplerinin inisiyatifleriyle sosyal desteğin güçlendirilmesi gerekiyor. Tabii ki şey değil yani, işte engelli bireyler bir yardım objesi haline gelsin, işte onlara kimseye sunulmayan imkanlar sunulsun gibi değil. Sadece herhangi bir sosyal ağa herkesin erişilebilirliği kadar onların da erişme hakkı olduğu için onlara aslında minik bir platform, minik bir destek sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Burada nereden başlanır? İşte hocalarla belli seminerler yapılabilir bu noktayla alakalı. Çünkü gerçekten gittikçe çoğalıyor. Destek mekanizmaları olarak GETEM’in desteği çok önemli. Bir yandan BÜREM’in psikososyal desteği, hocaların ve öğrencilerin bu noktada çok daha destekleyici ve bilinçli bir hale gelmesi, kulüpler arası öğrenci kurulunun inisiyatif alabiliyor olması, kendi problemlerini çözebilirlerse aralarındaki, çok çok faydalı olur.
Bu röportajımız aracılığıyla, aslında soruların içinde biraz değindiğin gibi ama, direkt bir mesaj olarak üniversite yönetimine, kulüplere, topluluklara ve öğrencilere engelli bireylerin yaşamını kolaylaştırmak adına iletmek istediğin bir mesaj var mı? Senden böyle bir mesaj alabilir miyiz?
Çok şey var. Ama ben biraz filtreleyeceğim. Yani şu şekilde: Toplumda yaşayan her bireyin çok temel ihtiyacı olan, kabul görme, kapsanma, herkesin çok bireysel ve Birleşmiş Milletler tarafından da güvence altına alınmış bir hakkı. Ve o noktada da çok küçük inisiyatiflerin, minik dokunuşların, işte bir görsel betimleme olabilir, bir işaret dili çevirisi olabilir, minik bir destek mekanizması, BÜREM aracılığıyla olabilir, yönetimin bir toplantıda buna yer verip, öğrencilerin akademik ve fiziksel erişilebilirliğiyle ilgili, “Biz ne yapabiliriz?” çevrede, Türkiye’de, dünyada bununla ilgili neler yapılıyor?” belki GETEM’den bazı öğrencilerle görüşmek bile aslında, bu ihtiyaçların belirlenmesinde güzel bir adım oluyor. Aslında küçük dokunuşlarla gerçekten bir şekilde bu öğrencilerle bağlantı kurulması ve bu öğrencilerin dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerek akademik gerek sosyal konulardan.
Burada aslında üniversite öğrencilerinden biraz açılıyoruz, lise öğrencilerine geliyoruz. Üniversite yaşamına hazırlanırken erişilebilirlik ve hak temelli bir bakış açısıyla üniversitelerin hangi imkanlarına dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorsun? Ayrıca yeni başlayacak öğrenciler için hangi kaynaklar veya destek sistemleri faydalı olabilir?
Ben biraz sert başlayacağım. On yıl öncesine göre çok farklıyız ve on yıl sonra da çok farklı olacak bundan eminim. Fakat ben herhangi bir beklenti gözetmeksizin her türlü zorluğa hazır olarak gelmeleri taraftarıyım. Çünkü bir üniversitenin şartları dışarıdan ne kadar iyi görünse de öğrencilerin beklentisini karşılayamayacak ve bu gerçekçi bir beklenti de olmayacak günümüz üniversitelerinde. Bu noktada ne faydalı olabilir? Akademik kadronun kesinlikle iyi olması. Çünkü bir üniversitenin akademik kadrosu iyi ise öğretmenler o noktada araştırmaya, okumaya, dinlemeye, yeniliğe daha açık insanlar oluyorlar. Teknolojik gelişmelere daha hâkim oluyorlar. Ben şey demeyeceğim yani işte kampüsün erişilebilirliği falan… Bence üniversite kampüste okunmalı. O yüzden her ne kadar bazı fiziksel erişilebilirlik sorunları olsa da öğrencilerin böyle büyük ve güzel kampüslerde okumalarını ben tavsiye ediyorum. Fiziksel erişilebilirlik sorunları bir şekilde çözülür. Ben o dönemde bir şeyler yaptım, benden sonraki engellenen arkadaşlarım bir şeyler yapacak ve bu şekilde çok daha erişilebilir kampüslerimiz olacak aslında. Ya ben şunu tavsiye ederim. Dediğim gibi dışarıdaki sert koşullara kesinlikle dayanıklı olmaları ve beklentilerle gelmemeleri gerekiyor. Bunun yanında da ben lisede olabildiğince fazla insanla temas kurdum. Kendilerine bir hobi edinmeleri ve biraz o dış dünyayı aslında bilerek üniversiteye geliyor olmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kendi okullarında bir sosyal sorumluluk projesi varsa bu projelere bir şekilde dahil olmaları, bir yerlerde bir şeyler yazıyor olmaları. Engellikle ilgili bir şey üretmelerine de gerek yok. Bir şey üretiyor olmaları gerek. Kendilerini geri çekmemeleri lazım. İyi bir okul kazanmak için çok ders çalışmaları gerekiyor. Biraz fazla efor sarf etmeleri gerekiyor. Bir yandan da kendilerine sosyal konularda geliştirip aslında her türlü zorluğa açık, hazır bir hale gelmek bence çok değerli.
Evet, bu noktada o en baştaki sert girişine katılıyorum. Çünkü üniversiteye hazırlanan bir öğrenci, belki tercih sürecinde üniversiteleri değerlendirirken üniversitelerin erişilebilirlik düzeylerine de bakacaktır. Onun için de o bir kıstas olacaktır. Bu noktada baktığı zaman evet Boğaziçi’nde GETEM var, BÜREM var, işte kılavuz yollar var, yemekhane de şöyle hizmetler var. Ama işin içine girdiği zaman onların o kadar aktif olmadığı, kendisinin o araştırma sürecinde aldığı izlenimle biraz ters orantılı bir şeyle karşılaşacak diye düşündüğünü anladım, doğru mu düşünüyorum?
Hem o şekilde hem de aslında kendilerini sosyal olarak geliştirerek hem o saydığım kurumlarla çok daha iyi bir iş birliği kurabilmek, hem de kendi sorunlarına kendisinin de bir çözüm bulabiliyor olması gerekiyor. Bizim sorunumuzu gelip biri çözmeyecek bizim yerimize ki idealde böyle bir dünya zaten olmamalı, tabii ki daha fazla destek olunabilir. O yüzden ben kendilerine her alanda yani sadece akademik anlamda değil, her alanda geliştirebilmeleri ve seslerini duyurabilmeleri, görünür olabilmeleri çok önemli.
Maalesef son soruya geldik. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde toplumun daha fazla dikkat etmesi gerektiğini düşündüğün konular neler? Erişilebilirlik, haklar veya sosyal farkındalık açısından nelerin değişmesi gerektiğini düşünüyorsun? Üniversite bazında değil daha geniş bir perspektiften neler söylersin?
Dediğim gibi eşitlik ve kapsayıcılık sadece engelli bireylerin işine yarayan ve onların hayatını kolaylaştıran kavramlar olmaktan öte aslında toplumu olarak daha ileriye gidebilmemiz açısından önemli diye düşünüyorum. Bu noktada erişilebilirlik, eşit haklar, kapsayıcılık gibi alanlarda toplumdaki her bireyin sosyal sorumluluk bilincine sahip olması gerekiyor. Bir toplum olarak davranabilmemiz için gerekiyor. Daha çok yolumuz var ama ben yine farkındalık diyeceğim, bilinçlenme diyeceğim. Bu farkındalık ve bilinçlenmenin yanında politikalar diyeceğim. Bu tarafla ilgili biraz kafa yorulması gerekiyor. Beyin takımının olması gerekiyor. O yüzden tek bir şey söylemek çok zor. Yani hazırlıklı gelmediğim için bu soruya nasıl yaklaşabilirim? Belki diğer arkadaşlarım çok daha yardımcı olacak. Ama ısrarla farkındalık, bilinç ve politika diye cevaplayabilirim.
Tekrardan çok teşekkür ederiz. Gerçekten çok keyifli bir röportaj oldu. Yani benim açımdan çok güzeldi. O yüzden tekrar tekrar söylüyorum, çok teşekkür ederiz. Bizi kabul ettiğin için. Ve şu anlamda da zaten söylemiştik, yine tekrar edelim. Şu an işin içinde değilsin üniversite öğrencisi olarak. Ama bir mezun olarak çok geniş bir bakış açın var, beş senelik bir bakış açın var. Bu açıdan da deneyimlerin, tecrübelerin, fikirlerin çok çok önemliydi. Farklı bir bakış açısı kattın. Benim söyleyeceklerim bunlar. Arkadaşlarıma söz verelim.
Ben de teşekkür etmek istiyorum. Bir de bu bizim ilk röportajımızdı. Bu yüzden sana ekstra teşekkürler. Yüz yüze görüşmeler de yapacağız. Sonra bu röportajları yazıya çevireceğiz. Çok teşekkürler, Gülce.
Ben de çok teşekkür ederim, Gülce. Dinlerken çok büyük perspektif kazandım. Çünkü hiç bakmadığım açılardan yorumladım. Kendim için de kendi gelişimim için de ne kadar önemli olduğunu fark ettim. O yüzden çok teşekkür ederim. Ağzına sağlık.
Ne demek, ben çok teşekkür ederim. Çok da güzel hazırlanmışsınız. Umarım çok tatlı bir enerjiniz var. Umarım bu projeye de yansır. Yani şu şekilde, ben şu an mezunum ama hala buralardayım. Herhangi bir noktada bir perspektife ihtiyaç duyarsanız ona da gerek yok. Bir destek gerekirse bir şey olursa her zaman haberleşebiliriz. Bir yandan eski BUSOS’luyum ve BUSOS’un eğitimlerini almıştım. Bir dönem kol düğmelerindeydim. Fakat yoğunluktan çok devam edememiştim. O yüzden çok tatlı, BÜSOS ile tekrar temas etmek. Güzel bir deneyim oldu. Dediğim gibi, ben her zaman buradayım bana ulaşabilirsiniz. Başarılar, bol şanslar diyorum. Çok teşekkür ederim.
